Search
  • rahmevez

Saflar (02/2017)


Ses nedir? Ses, bir maddedeki moleküllerin titreşmesi sonucunda oluşur. Ses bir enerji türüdür, titreşimle oluşur, titreşimi enerjiye dönüştürür. Ses atmosferin dışında yayılmaz, çünkü sesin yayılması için hava gereklidir.

Derin nefes al. Yavaşça bırak. Derin nefes al, yavaşça bırak. Hayatta mısın? Önce vücuduna, sonra zihnine bunu sor, bunu anlat. Derin nefes alıyorum. Nefes var oksijen yok. Hayatta mıyım, hücreler aksini söylüyor. Bu bildiğimiz hayat değil diyor. Nefes alıyorum. Bu bidiğimiz atmosfer değil. Hangi molekülü hangisinden ayırıyorduk, nereye koyuyorduk? Normalde otomatik devam eden metabolizmanın aşırı farkındalığı, tüm işlerliğinin anlamsızlaşmasıyla eşleşiyor. Bulantı. Bulantı. Nefes al, nefes ver. Yetmiyor. Tüm sesler uğultuya dönüşüyor. Bu hayat o hayat değil.

Uğultular yükseliyor. Görüntüler hologram gibi ama bir yerden farkediliyor, herkeste bir şeyler değişmiş. Bir şeylerin sonundayız hep beraber. Hepimiz korkuyoruz. Hepimiz sarsılmış. Kabus ya işte, neyi nasıl bildiğini bilmeden bilir hallerde. Hiç uyanmayacakmış gibi bu sefer. Her şeyin sonu.

Uğultular arasından biri kalkıyor, üzerime doğru geliyor. Bütün karmaşasıyla, korkusuyla vurmaya başlıyor. Hissetmiyorum, hava yok. Biri daha geiiyor, önce ona sonra bana vuruyor. Ona vuranı biri çekip alıyor, ele ele tutuşarak bir diğerine vuruyor. Sonra bir diğeri bir ötekisine, el ele tutuşan gruplar sayısı artıyor. Panik azalıyor, elele gruplararası tokatlama turnuvası başlıyor. En önce saflar tutuluyor. Bu sahneyi biliyorum. Bildikçe kabus yerini, canımı kabustan beter yakan gerçekliğe bırakıyor. Bir şeylerin sonuna hep beraber tıkışmıştık, bir ihtimal vardı. İhtimal azalıyor. Bilincim açılmaya devam ediyor ama uğultular sese dönüşmüyor, uğultu sahipleri birer hologram. Görüntüleri sürekli aşağıya doğru akıyor. Kabusum bir başkasının kullan-at pankartına dönüşüyor, yazıları aşağıya doğru akıyor.. “*...-melidir, ....-malıdır” diyor farklı saflar, saflar içi alkış kopuyor. Pankartların arkasında elele tutuşan hologram grupları rahatlamış görünüyor.

Saflar arasında çocuk arıyorum. Saflar sur kadar oluyor, içine girmek ne mümkün. Saflar arasında çocuğun yeri yok anlıyorum. Yer açmaya çalışanların göğsüne karabasan gibi çöküyor bazısı, “SES VER! SES VER!” diye uğulduyor. Hava yok! Ses verdiğini sananın uğultuları hiçbir yere yayılmıyor ya işte öncelikler sıralamasında ezber listesinin uygulanması var kiminin. Hologram ezberden memnun görünüyor. Seri şekilde başka pankartlar çıkarıyor. Bir saniye ağlar gibiyken, bir diğerine gülücük koyuyor. Can yanarken gülümser mi insan? Hologram gülümseyebilir belli ki. Gülümserken de görüntüsü hep aşağıya doğru akıyor.

Hava yok. Hava bulmak için sur kadar yüksek safların üzerine tırmanmam gerek. Yoksa sonsuza kadar ne ses, ne nefes... Durmam gerek, durmam ama rahatlamamam gerek. Gücümü toplamam için, karabasan bir holograma dönüşmemek için durmam, gerçekliği duyumsamam gerek. Saflar surlarının üzerinden atlıyorum, içine iniyorum. Uğultuların oralara anca ulaşan yankıları arasından bir komşumun sesi buluyor beni. “Sana kötü bir şey söyleyeceğim ama aramızda kalsın.” diyor. Görüntüsü aşağıya akmıyor komşumu

0 views0 comments

Recent Posts

See All

Geographies of Resilience (07/2016)

It was 1 am when we took off from Diyarbakir. One could easily make a bad decision in the face of extreme situations. These were the roads where the hot conflict had been taking place for months. Fear

διάστημα | interval (03/2020)

Πού ανήκει ένας ξένος; Παντού; Ή πουθενά; Είναι αυτή η σωστή ερώτηση που πρέπει να τεθεί σε αυτήν την περίοδο κρίσης; Με την πρώτη ματιά μπορεί να μην φαίνεται έτσι. Αλλά ας υπομείνουμε. Κατ ‘αρχάς,

Çok güldük! (11/2013)

Ciddiyetinizi, korku yaratan mekanizmalarınızı, bunaltan, daralan çemberinizi zerre kadar dikkate almazsak ne olursunuz siz? Rilke’nin tadından yenmez “Ben öldüğüm zaman, ne yapacaksın Tanrım?” dizele

© 2023 by Marian Dean. Proudly created with Wix.com

This site was designed with the
.com
website builder. Create your website today.
Start Now